>

Test Kategorisi 1

resim

En Öne Çıkarılan Yazı

En öne çıkarılan yazıya ait ön bilgiler ya da kısa bir açıklama...


Yıllar Sonra Nakille Gelen Mutluluk

Yıllar Sonra Nakille Gelen Mutluluk |  görsel 1
  Konya'da kronik böbrek yetmezliği nedeniyle 15 yıldır haftanın 3 günü 4'er saat diyalize giren hastaya, diyalize gireceği gün kadavradan nakil yapıldı. Murat Yılmaz'a (61) yaklaşık 20 yıl önce kronik böbrek yetmezliği teşhisi konuldu. İlaç tedavisi olan Yılmaz, böbreklerinin tamamen işlevini yitirmesi üzerine diyalize girmeye başladı. Karapınar ilçesinden 15 yıldır Konya kent merkezine gelerek, haftanın 3 günü 4'er saat diyalize bağlanan Yılmaz, hayatta kalabilmek için her yeni güne umutla uyandı. Yılmaz'a, Antalya'da beyin ölümü gerçekleşen hastadan alınan böbrek, Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi öğretim üyesi Prof. Dr. Şakir Tavlı tarafından başarılı şekilde nakledildi.   Hastanenin Organ Nakil Merkezi Müdürü Prof. Dr. Şakir Tavlı, kadavradan nakil yapılan hastanın sağlık durumunun iyi olduğunu söyledi. Böbreğin, yapılan tahliller sonucu Yılmaz'a daha çok uyum göstermesi üzerine nakledildiğini anlatan Tavlı, yakında hastayı taburcu edeceklerini dile getirdi.   ''HAFTADA 600 KİLOMETRE YOL GİDİP GELİYORDUM'' Üç çocuk babası Murat Yılmaz, tansiyon yüksekliği, halsizlik, baş dönmesi gibi rahatsızlıklarla gittiği hastanede böbrek hastası olduğunu öğrendiğini ifade etti. Çok zorlu günler geçirdiğini aktaran Yılmaz, şunları kaydetti:   ''Diyalize girmek için haftada 600 kilometre yol gidip geliyordum. Diyalize gireceğim gün telefon geldi. Organ nakli için hastaneye davet ettiler. Benimle birlikte çok sayıda kişi hastaneye gelmişti. Benden önce nakil sırasında 8 kişi vardı. 'Nasip kiminse ona nakledilsin' dedim. Benim nasibimmiş. Keşke bekleyen herkese nakil yapılabilmiş o...

Vücut Geliştirenler Dikkat

Vücut Geliştirenler Dikkat |  görsel 1
  Uzman Diyetisyen Nesrin Eriş, "Aşırı protein tüketimi idrarla kalsiyum atımını artırarak böbreklerde taş oluşum riskini artırabilir. Böbrek ve karaciğere fazla yük bindirir ve eklemlerde gut hastalığına neden olabilir. Kas gelişimi ve gücü için aşırı protein tüketimi sağlık açısından kesinlikle önerilmez" dedi. Günlük protein gereksinimi yaşa, bazı özel durumlara ve bazı hastalık durumlarına göre değişiklik gösterir. Bazı hastalıklarda, çocuklarda, gebe ve emziklilerde ve spor yapan kişilerde protein ihtiyacı artar.   Uzman Diyetisyen Nesrin Eriş, "Yetersiz protein tüketildiğinde büyüme durur ve kas dokusundan kayıplar başlayarak vücut ağırlığında azalma meydana gelir. Vücut direnci azalır, hastalıklara yakalanma riski artarak iyileşme süreci uzar. Fazla protein tüketiminde ise vücutta protein deposu olmadığı için yağa dönüşerek depo edilir. Fazla protein tüketimi idrarla kalsiyum atımını da artırarak böbreklerde taş oluşum riskini artırabilir. Böbrek ve karaciğere fazla yük bindirir, böbreğin erken yaşlanmasına, işlevinin bozulmasına neden olabilir ve eklemlerde gut hastalığına neden olabilir" şeklinde konuştu.   FAZLA PROTEİN YAĞA DÖNÜŞÜR Uzun süreli yetersiz protein alınmasıyla vücudun kendi dokularındaki proteini kullanmak zorunda kaldığını söyleyen Uzman Diyetisyen Eriş, "Bunun sonucunda büyüme yavaşlar ve durur, vücut ağırlığı azalır, halsizlik, anemi ve ödem (şişlik) oluşur. Antikor yapımı azaldığı için hastalıklara karşı direnç azalır, iyileşme geç olur. Demir, kalsiyum ve A vitamini gibi besin öğelerinin kullanımı azalır" dedi. Proteinin fazla tüketilmesi durumunda da vücutta protein deposu olmadığı için yağa dönüş...

Uykusuzluk 700 Genin İşlevini Etkiliyor

Uykusuzluk 700 Genin İşlevini Etkiliyor |  görsel 1
  Bilim adamları, uykusuzluğun insan bedeni ve sağlığı üzerinde şimdiye kadar bilinenlerin çok ötesinde bir etkiye sahip olduğunu ortaya çıkardı. "Proceedings of the National Academy of Sciences" dergisinde yayımlanan araştırmaya göre bir hafta boyunca günde 6 saatten az uyuyan kişilerde yüzlerce genin işlevi değişime uğruyor. Surrey Üniversitesi'nde yapılan araştırma sırasında katılımcılar iki gruba ayrıldı. Gruplardan biri bir hafta boyunca günde en az 10 saat uyurken ikinci gruptan günde 6 saatten az uyumaları istendi.   Bir hafta sonunda her iki gruptan alınan kan örnekleri karşılaştırıldığında günde 6 saatten az uyuyan katılımcılarda 700'den fazla genin işlevinde değişikler meydana geldiği belirlendi.   Araştırmayı yöneten Prof. Colin Smith, farklı genlerin işlevlerindeki değişimlerin vücut kimyasının da değişmesine yol açtığını belirtti. Bazı genlerin işlevinin gün içinde doğal olarak azalıp çoğaldığını ifade eden Prof. Smith, uykusuzluğun genlerin doğal ritmini bozarak ya çok az ya da aşırı çalışmasına neden olduğuna dikkati çekti.   Prof. Smith, kalp hastalıkları, diyabet, obezite ve beyin işlevlerinin bozulması ile ilişkilendirilen uykusuzluğun hücre yenilenmesini sekteye uğratarak en çok bağışıklık sistemini etkilediğini sözlerine ekledi.    ...

Tedavi Edilmeyen Sinüzit Gözü Vuruyor

Tedavi Edilmeyen Sinüzit Gözü Vuruyor |  görsel 1
  Antibiyotik tedavisi, sinüzit hastalığına genellikle çözüm sunsa da; hastalar zaman zaman tedavi sürecini aksatabiliyor. Bu durumda sorun kronikleşebiliyor ve istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabiliyor. Acıbadem Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Fikret İleri, şunları söyledi: "Sinüs boşluklarının çevresinde, göz ve beyin yer alıyor. Dolayısıyla sinüs enfeksiyonu çevreye yayıldığında; yüz kemiklerinde osteit denilen iltihaplanmalara, göze yayıldığında körlüğe kadar giden durumlara neden olabiliyor. Beyne yayıldığında ise menenjit ya da beyin apsesi tehlikesi oluşabiliyor."   

Süt Kütüğü Osmanlı'da Da Varmış

Süt Kütüğü  Osmanlıda Da Varmış |  görsel 1
  Anne Sütü Bankacılığı'' projesinin en önemli ayaklarından biri olan alıcı ve verici bilgilerinin nüfus kütüğüne işlenmesinin Osmanlı İmparatorluğu döneminde de uygulandığı belirlendi.   Sağlık Bakanlığı yetkililerinden alınan bilgiye göre, ''Anne Sütü Bankacılığı'' projesinin önemli ayaklarından birini, ''süt kardeşliği'' inancı nedeniyle alıcı ve verici bilgilerinin nüfus kütüğüne işlenmesi oluşturuyor.   Bunun için Nüfus Hizmetleri Kanunu'nda düzenleme yapılması ve Süt Bankası Yönetmeliği çıkarılması gerektiğini ifade eden yetkililer, benzer bir uygulamanın Osmanlı İmparatorluğu döneminde de yapıldığını ve ''süt kütükleri' tutulduğunu bildirdi. Anne Sütü Bankacılığı'yla ''süt kütüğü'' uygulaması yeniden başlayacak.   Bakanlığın çalışmasına göre anne sütüne ihtiyacı olan bir bebek, sadece bir vericiden süt alabilecek. Bu da her iki ailenin kütüklerine işlenecek. ''Süt anneler'', muhafaza sorunu olmadığı için sütü çok olanlardan seçilecek. Süte ihtiyacı olan bebeklere ve ne kadar süreyle bu şekilde besleneceklerine hekimleri karar verecek.     AA    ...

Sosyal Medya Kilo Yapıyor

Sosyal Medya Kilo Yapıyor |  görsel 1
  Facebook, Twitter, Instagram ve Pinterest gibi dünyaca popüler fotoğraf paylaşım platformları, sosyal medya kullanıcılarının abur cubur tüketimine olan eğilimini artırıyor. Sosyal medyanın ve paylaşım ağlarının ortaya çıkışı ve her geçen gün toplumların teknoloji bağımlılığının artması, kişilerin artık günlük yaşantılarındaki anları paylaşmasının yanı sıra ne yiyip içtiğine kadar etkiliyor. Gün içinde iştah kabartan yiyecek ve içeceklerin, tatlı ve abur cuburların sosyal medyadaki fotoğraf paylaşım oranları diğer paylaşımlara göre oldukça yüksek bir paya sahip. Sosyal medyada yer alan abur cubur tüketimi ile ilgili fotoğraflar, kişi de açlık hissine yol açabiliyor. ' Vücudun verdiği bu açlık reaksiyonu beynin tatlı tüketmeniz konusunda sizi teşvik etmesine sebep olur. Bu bilincin farkında olan Dünya'daki birçok yeme içme sektöründeki firmalar sosyal medyada etkili bir iletişim yaparak gün içinde paylaştıkları fotoğraflarla ve yaptıkları kampanyalarla kişileri daha çok abur cubura yöneltebiliyorlar.' diyen Uzman Diyetisyen İpek Ağaca, sosyal medya bağımlılarını düzensiz beslenme ve abur cubur tüketimine karşı şu şekilde önlem almaları gerektiğini belirtiyor:   İnternette geçirilen uzun zaman kişileri hareketsiz kılıyor ve kilo artışı meydana geliyor. Bulunduğumuz mevsim dolayısıyla gecelerin uzun olması, kişilerde fiziksel hareketin azalması ve tabii internette geçirilen zamanın artması; abur cubur tüketimini arttırır ve kişilerde kilo artışı gözlenir.   1- Abur Cubur tüketimlerinizde sağlıklı tercihler yapın Patates cipsi yerine 1 bardak kadar yağsız patlamış mısır tüketebilirsiniz. Yüksek kalori içeren kremalı bisküviler yerine kepekli ve az şekerli bisküviler...

Sigarayı Su İçerek Bırakın

Sigarayı Su İçerek Bırakın |  görsel 1
  Doç. Dr. Ali Nihat Annakkaya, sigaradaki zehirli maddelerin bazılarının idrar yoluyla atıldığını, bu yüzden sigarayı bırakmak isteyenlerin bol bol su içmelerini tavsiye etti. Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinde görev yapan Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Nihat Annakkaya, Türkiye'de sigara kullanımı ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu.   Doç. Dr. Annakkaya, sigaranın ağız tadını yok ettiğini belirterek, 'Sigara dumanındaki pas, önce ağıza geldiği için, dilimizin tadı ile birlikte koku alma duyumuz gidiyor. Bu iki duyumuz gidince iştahımız azalıyor. Yediğimiz yemeklerden tat almamaya başlıyoruz. Sigara içenler daha az yemek yiyor. Çünkü sigara içenlerde ağız tadı daha az, sigara bağırsak hareketlerini hızlandırıyor ve vücuttaki suyu atıyor.   İdrar söktürücü özelliği nedeniyle sigara içen bir insanın vücudundaki su miktarı, içmeyen bir insandan daha azdır. Sigara içen bir insanın vücudundaki su miktarı eksik olduğu için, aldatıcı olarak asıl kilosunun bir-iki kilo altında gözüküyor. Kişinin sigarayı bıraktığında, kilo artışındaki temel sebep budur. Sigaradaki zehirli maddelerin bazıları idrar yoluyla atılıyor. Biz bu yüzden sigarayı bırakmak isteyenlere bol bol su içmelerini tavsiye ediyoruz' dedi.   Doç. Dr. Ali Nihat Annakkaya, 'Toplumumuzda en çok kullanılan, toplumu en çok etkileyen ve ulaşımı en kolay olan bağımlılık yapıcı madde sigaradır. Dolayısıyla bence Yeşilay deyince aklımıza ilk olarak alkol gelse de, toplumda daha serbest olan sigara daha tehlikelidir. Bunun en önemli nedeni, erişim kolaylığı olmasıdır. Günümüzde 5-6 yaşlarında bir çocuğun bile bakkala gittiğinde &...

Sigara Tiryakileri Köri Tüketsin!

Sigara Tiryakileri Köri Tüketsin! |  görsel 1
  Akciğer kanseri riskini artıran sigaranın yarattığı hasardan korunmak için, köri baharatını sofranızdan eksik etmeyin. Köri, toksinlerin vücuttan daha hızlı atılmasına yardımcı olur Çevresel zehirler, akciğer kanserine neden olur ve bazı insanlar da genetik olarak bu zehirlere karşı duyarlıdır. Kirli filtre taşıyan klimalı ortamlarda uzun süre bulunan kişilerde de akciğer kanserinin görülme oranı artıyor. Ancak doğru bir beslenme şekli ile akciğer kanserine yakalanma riski azaltılabilir. Aynı düzeyde olumsuz faktörlere maruz kalan iki kişiyi ele alalım. Kansere karşı koruyucu bir diyet uygulayan kişinin; her gün yüksek kalorili ama düşük besin değeri olan yiyecekler tüketen kişiye göre kansere yakalanma riski çok daha az olur. Japonlar arasında sigara kullanım oranı; Amerika Birleşik Devletleri'ne göre çok daha fazladır ancak Japonlar'da akciğer kanseri daha az görülür. Araştırmalar bu durumun; Japonlar'ın kansere karşı koruyucu bir beslenme şeklini tercih etmelerinden kaynaklandığını gösteriyor. Japonlar; soya, yeşil çay ve balığı bol tüketiyor. Süt ürünleri ve kırmızı eti ise çok daha az yiyorlar.    E VİTAMİNİNDEN ETKİLİ  Vücudu sigaranın neden olduğu hasardan korumanın bir yolu da köri tüketimini artırmaktan geçiyor. Körinin içindeki krosin maddesi; antioksidan görevi yapar ve vücudu toksinlerden arındırır. Sigara içtiğiniz veya pasif içiciliğe maruz kaldığınız zaman; kanser oluşturan bileşenler, vücuda girer ve sonra idrar ile atılır. Diyete köri baharatını eklemek; vücudun bu toksik bileşenleri daha etkili bir şekilde nötralize etmesine yardımcı olur. Bu madde; antioksidan özelliği olan E vitamininden 300 kat daha etkilidir. Balık tüketimi ile alınan Omega-3 yağ a...

Reçetesiz İlaca Sıkı Takip

Reçetesiz İlaca Sıkı Takip |  görsel 1
  Sağlık Bakanlığı, reçetesiz ilaç satışını önlemek için yeni bir plan hazırladı. Özellikle antidepresan ve antibiyotik satışında yaşanan sorunları gidermek amacıyla 'Reçete Bilgi Sistemi' geliştirildi.    Projeyi yürüten Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu, sistem hayata geçtiğinde e-reçete aracılığıyla doktorun teşhisini ve yazdığı ilaçları takip edebilecek.    Zaman'ın haberine göre; il il analizler yapılarak gereksiz ilaç kullanımının olduğu yerlere müdahale edilecek. Hangi eczanenin ne kadar reçetesiz ilaç sattığı da sistem üzerinden görülecek.    Antidepresan satışının 17 yılda yüzde 160 artmasını dikkate alan kurum, aile hekimlerine yönelik eğitim programları düzenleyecek. 'Tanı ve Tedavi Kılavuzu' dağıtacak olan hekimler, yeni çıkan ve en güncel ilaçları bu kaynaktan öğrenecek.  

Obezite İle İlgili Korkutan Rakamlar

Obezite İle İlgili Korkutan Rakamlar |  görsel 1
  Türkiye İstatistik Kurumu’nun obezite ile ilgili olarak yapmış olduğu araştırmanın sonuçları korkuttu. Yapılan araştırmaya göre 31 Aralık 2012 tarihinde 75 milyon kişiye ulaşan Türkiye'de 15 yaş ve üstü nüfusun %16,9'u obeziteye yakalanırken, %33'ü fazla kilolu oldu. 15 yaş ve üstü nüfusun baz alındığı TUİK raporundan edinilen bilgilere göre; 8,5 milyon kişi obezite sorunuyla karşı karşıya kalırken 16,5 milyon kişi olması gerekenden fazla kilolu olarak gözüküyor.   İstatistiklere göre her 10 kişiden 1'i obezite hastalığına yakalanmış durumda. Belirtilen bu rakamlar toplandığında ise 25 milyon kişi aşırı kilolu ve obezite sorunuyla karşı karşıya kalmış durumda. Uzmanlar, özellikle son yıllarda artan fast food zincirleri ve çağımızın hastalığı stresin obeziteyi tetiklediğini söylüyor. ERKEKLERİN OBEZİTEYE YAKALANMA ORANI KADINLARDAN DAHA YÜKSEK Türkiye İstatistik Kurumu'nun raporunda bir diğer dikkat çeken nokta ise erkeklerin gerek kırsal gerekse de kentsel yerleşim yerlerinin ikisinde de kadınlara göre obeziteye yakalanma durumu daha yüksek olması. Kentlerde obeziteye yakalanan kişilerin %50,6'sını erkekler, %49,4'ünü kadınların oluşturduğu açıklandı.   Türkiye'de son yıllarda artan aşırı kilo ve obezite sorunuyla ilgili Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere birçok yetkili insanları spor yapmak istemeseler de en azından yürüyüş yapmaları konusunda uyarıyor. Yapılan uyarılarda her gün yapılacak en az 45 dakikalık yürüyüşün ve sağlıklı beslenmenin obezite ve aşırı kilonun önüne geçeceği ve meydana gelebilecek olası sağlık sorunlarının önüne geçeceği belirtiliyor.  ...

Metabolizmayı Uyandırma Vakti Geldi

Metabolizmayı Uyandırma Vakti Geldi |  görsel 1
  Havalar ısınıyor ve kış mevsiminin bir avantajı olan kalın giysiler kiloların saklanması konusunda yetersiz kalıyor. Şu günlerde metabolizmanızı kış uykusundan uyandırmanın zamanı geldi. Sağlıklı ve dengeli beslenerek metabolizma hızınızı artırabilir ve kış aylarında aldığınız kiloları vererek vücudunuzu zinde tutabilirsiniz. Central Hospital'dan Diyetisyen Deniz Şafak, hem fazla kiloların verilmesi hem de metabolizmanın kış uykusundan uyandırılması için dikkat edilmesi gerekenleri açıkladı. İŞTE METABOLİZMANIZI KIŞ UYKUSUNDAN UYANDIRMANIN PÜF NOKTALARI   Az ama sık beslenin Az ve sık beslenmek, kan şekerini dengede tutar. Sık sık yendiği için metabolizma sürekli çalışır. Üç ana, üç ara öğün olmak üzere günde altı öğün yemek yenmeli. Ara öğün atıştırmalarının içeriği çok önemlidir. Bu seçimler çoğu zaman bisküvi, kek, pasta gibi hamur işleri olur. Fakat bunun yerine vitamin değeri yüksek, kalori değeri düşük yiyecekler tercih edilmelidir. Ara öğünlerde meyve, süt-yoğurt, kuru meyve-fındık, badem, ceviz gibi besinler tüketilmelidir. Bu besinler lifli oldukları için, tok tutarlar ve sindirim sistemini çalıştırırlar.   Düzenli su için Uyuyan metabolizmayı uyandırmanın en iyi yolu düzenli su içmektir. Herkesin günlük alması geren su miktarı kilosuna göre değişir. Kışın ter yoluyla su kaybedilmediği için, yaza göre daha az su tüketilebilir. Günlük ortalama 1,5-2 litre su yeterlidir. Çay, kahve gibi içecekler suyun yerini asla tutmaz. Kış aylarında ısınmak için bu içecekler daha çok tüketilir ancak aşırı tüketilirse kafein yüklenmesine sebep olabileceği unutulmamalıdır.    Lifli gıdalar...

Kullanılan İlaçlar Asla Yarıda Bırakılmamalı

Kullanılan İlaçlar Asla Yarıda Bırakılmamalı |  görsel 1
      Özel Meridien Hastanesi Eczane Mesul Müdürü Nursel Sürmelioğlu, hastalıkların ilaçla tedavisinde kişinin kendisini iyileşmiş hissetse dahi ilaç kullanımının, özellikle de antibiyotikte asla yarıda bırakılmaması uyarısında bulundu. Sürmelioğlu, yaptığı açıklamada, hekim tarafından doğru teşhisin konulmasının ardından ilaçlı veya ilaçsız, etkili ve güvenilir tedavinin tamamlanması gerektiğini ifade etti. Sürmelioğlu, ilaçla tedavi uygulanacaksa; uygun ilacın seçimi, her bir ilaç için uygun dozun ve uygulama süresinin belirlenmesi ile uygun reçetenin yazılması basamaklarının izlenmesi gerektiğini vurguladı. Sürmelioğlu, bu aşamada da onaylanmış, güncel tanı ve tedavi kılavuzlarının esas alınması gerektiğini belirtti. Sürmelioğlu, 'Hamilelik ve emzirme döneminde, çocuklarda, yaşlılarda, böbrek ve karaciğer yetmezliği olan hastalarda, ilaç alerjisi öyküsü olanlarda ilaç kullanımı konusunda daha dikkatli olunmalı. İlaç kullanımı yarıda kesilmemeli, hekime danışmadan doz değişikliğine gidilmemeli. Kesilmiş veya açılmış ambalajlar satın alınmamalı" diye konuştu.   Sürmelioğlu, bugün dünyada yanlış, gereksiz, etkisiz ve yüksek maliyetli ilaç kullanımının, bir takım sorunları da beraberinde getirdiğini belirtti. Sürmelioğlu, bunlardan birinin de gereksiz ve yanlış tüketime bağlı sorunlar olduğunu söyledi. Nursel Sürmelioğlu, şunları kaydetti:   "Bu sorunların başında antibiyotiklere direnç gelişimi geliyor. Bir diğer boyutu ekonomik sorunlar. Yüksek ilaç harcamaları, sosyal güvenlik kurumlarına ağır bir yük getiriyor. Bu nedenlerden dolayı dünyada çeşitli çözüm yolları üretilmeye, geliştirilmeye &c...

Kahvenizi Sütlü İçin

Kahvenizi Sütlü İçin |  görsel 1
  Uzman Diyetisyen Işın Sayın, kahve tüketiminin insan sağlığı açısından bazı yararları olsa da aşırı tüketilmemesi gerektiğini söyledi.    Kahveden çok, kahveye konulan yan ürünlerin zarar verdiğini belirten Sayın, bu yan ürünlerden doğal olmayanların tamamen zararlı olduklarını kaydetti.   Kahve kremaları ve beyazlatıcılarda, sütle ''uzaktan yakından ilgisi olmayan'' katkı maddeleri bulunduğunu ileri süren Sayın, ''Süte yakın tadın yakalanmaya çalışıldığı ürünlerdir. Katkı maddelerinin alerji yaptığı, kansere yol açtığı, bağışıklık sistemi ve obeziteyle ilişkili gen dokusuna zararlı etkileri olduğu yönünde halen araştırmalar yapılıyor. Ayrıca, açlık-tokluk hissi veren hormonlarla teması üzerinde çalışılıyor'' diye konuştu.   Kahve tüketiminin kadınlar üzerinde daha çok zararlı olacağını öne süren Uzman Diyetisyen Sayın, ''Kahve, kandaki kalsiyumun idrarla atılmasına neden olduğundan devamlılığında, özellikle kadınlarda kemik erimesini hızlandırır. Bu nedenle, kahveyi, içerisinde kalsiyum bulunduran sütle içersek, bu dengeyi biraz da olsa korumuş oluruz'' dedi.    ...

İş Stresinden Meditasyonla Kurtulun!

İş Stresinden Meditasyonla Kurtulun! |  görsel 1
  Günümüzde iş hayatının stresinden arınmak imkansız hale geldi. ABD Chopra Center Üniversitesi eğitmenlerinden Ebru Şinik; stresi yönetmede en etkin aracın meditasyon olduğunu söylüyor ve şöyle şöyle devam ediyor: "Harvard Tıp Fakültesi ve Massachusetts General Hospital'a bağlı 'Zihin ve Beden Tıbbı Enstitüsü'nde yapılan araştırmalar gösteriyor ki; meditasyon, beyaz yakalıların vasıflarını geliştiriyor. Meditasyon sayesinde beyindeki nöronların birbirleri ile ilişkisi ve etkileşimi gelişiyor, kişilerin konsantrasyon yeteneği artıyor. Bunun dışında bu t  

Hapşırmak ve Öksürmek Bel Fıtığını Tetikliyor

Hapşırmak ve Öksürmek Bel Fıtığını Tetikliyor |  görsel 1
  Uzmanlar, günlük hayatta yaptığımız bazı hataların bel fıtığı oluşmasına yol açtığını belirtti. Doktorlara göre karın kasları ve bel kasları doğal bir korse görevi yükleniyor. Bu doğal korse hareketsizlik, şişmanlık, hamilelik sonrası gibi nedenlerle zayıflıyor. Bu tutucu gücün eksikliği omurgaya, omurların arasındaki yastığa gelebilecek ters güçleri önlemede başarısız kaldığında da omurlar arasındaki yastıklarda yırtılma ve fıtıklaşmaya neden oluyor.   Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Hakkı Kaya Aksoy, bu yırtılma ve fıtıklaşma için çok büyük bir güç gerekmediğini, hapşırma, öksürme, aksırma, ani dönüş, doğrulup ani yataktan kalkma, yatağa yatma sırasında bile bel ağrısı oluşabileceğini, omurlar arasındaki yastığın kılıfının yırtılmış olabileceğini belirtiyor. İnsan vücudunun hareket üzerine yaratıldığını, ancak bu hareketin de bilinçli ve dengeli yapılmasının önemine işaret eden Aksoy, günlük hayatta yaptığımız hatalarla bel fıtığı oluşmasına en sık yol açan 7 nedeni söyle sıraladı:   "Günlük hayattaki en sık hatalarımız oturmaya bağlı hatalardır. Modern çağda çoğu çalışanın çalışma masasındaki bilgisayar göz hizasında değildir. Ofis çalışanları bilgisayar ekranını daha rahat görebilmek amacıyla kaykılarak yada kamburlaşarak oturuyor. Oysa ofiste çalışırken sırtı yaslamak, bel boşluğuna yumuşak bir yastık koymak, her iki ayağın tabanı yere basacak şekilde oturuşun ayarlanması gerekiyor"   "Gece yatağa yatılacağı zaman kendini yatağa atmak, ani hareketler yapmak doğru değildir. Aynı şekilde yataktan kalkarken ani hareketlerle birden fırlamak yanlıştır. Bunun yerine yataktan kalkarken yan dönüp bacakları karına doğru kıvırıp, ayakları yataktan sarkıtıp, kol ya...

Gece Yoran Gündüz Dinlendiren Hastalık

Gece Yoran Gündüz Dinlendiren Hastalık |  görsel 1
  Burundaki eğrilik nedeniyle gece nefes alamayanlar; sabah halsiz kalkıyorlar. Gece çok yoruldukları için gündüz oksijen alma fırsatı bulup dinleniyorlar Kulak-burun-boğaz kliniklerine başvuran birçok hastanın şikayeti ortak: "Burnum tıkalı, nefes alamıyorum."    KALİTESİZ UYKU  Burun tıkanıklığı nedeniyle geceleri rahat uyku uyuyamadığından yakınanlara test yapıldığında; burun içinde eğrilik, burun etlerinde şişlik ve alerji kaynaklı değişiklikler saptanıyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz şunları söylüyor: "Gece rahat nefes alamayan kişilerde yeteri kadar iyi oksijenlenme olamıyor. Kendilerini dinlendirecek kalitede bir uyku uyuyamıyorlar. Hepsi sabah yorgun kalkıyorlar. Gece yoruldukları için gündüz oksijen alma fırsatı bulup dinleniyorlar."    AMELİYAT SONRASI ÜÇ SAAT UYKU YETER Prof. Dr. Ferhan Öz, burun tıkanıklığı yüzünden rahat uyuyamayan kişilerde; unutkanlık, depresyon, odaklanma ve cinsel fonksiyon sorunlarının görüldüğünü belirtiyor. Öz "Burun ameliyatı olan kişiler, üç-dört saat uyusalar bile çok dinç kalktıklarını söylüyor" diye konuşuyor.    ...

Erkekler Meme Kanserine Dikkat!

Erkekler Meme Kanserine Dikkat! |  görsel 1
  Adana Kanser Kontrol Birim Sorumlusu Dr. N. Ömür Kahraman, ailesinde meme kanseri olan erkeklerin de bu hastalığa yakalanabilceğini söyledi. Çukurova Genç İşadamları Derneği (Çukurova GİAD) Kadın Platformu, tarafında meme kanserinde erken teşhisin önemi konulu konferans düzenledi.    Çukurova GİAD Konferans Salonu'nda yapılan etkinlikte Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) ve İI Kanser Kontrol Birim Sorumlusu Dr. N. Ömür Kahraman, "Kadınlarda Meme Kanserinde Erken Teşhisin Önemi" konulu sunum yaptı. Erken tanı konulduğunda meme kanserinin tamamen tedavi edilebildiğini bildiren Dr. Kahraman, kişinin kendi kendini nasıl muayene edebileceğini aktardı, katılımcıların hastalıkla ilgili sorularını cevaplandırdı.    Hastalığın risklerini aktaran ve kadınların belirli aralıklarla mutlaka muayene olmaları gerektiğine dikkat çeken Dr. Kahraman, ailesinde meme kanseri olan erkeklerin de bu hastalığa yakalanabileceklerini kaydetti. Kendi kendine muayenenin önemine değinen Dr. Kahraman, "Meme kanserinde kendi kendini muayene, doktor muayenesi ve yılda bir kez mamografi çektirmek hastalığın erken tanısında çok önemli. Özellikle 40 yaşın üzerindeki her kadın yılda bir kez mamografi çektirmelidir." dedi.   ...

En Fazla Göz Hastalıkları Karadeniz'de Görülüyor

En Fazla Göz Hastalıkları Karadenizde Görülüyor |  görsel 1
  Türkiye genelinde göz hastalıklarının en fazla Karadeniz Bölgesi'nde görüldüğü belirtildi. Trabzon Özel Imperial Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Can Kaya, en sık görülen nedenler arasında şeker hastalığı ve akraba evliliklerinin geldiğini belirterek, "Türkiye genelinde en fazla göz hastalıkları Karadeniz Bölgesi illerinde görülmektedir. Bunun da en önemli nedeni şeker hastalığı ve akraba evliliklerine bağlı oluşan göz hastalıklarıdır. Yine şeker hastalığı ve akraba evliliklerine bağlı olarak bölgemizde diabetik göz içi kanamaları ve körlükleri, glokom ve genetik olarak akraba evliliği ve çevresel olarak alerjik konjunktivitin yaygın olması nedeniyle 'Keratokonus' sık görülen hastalıklardandır" diye konuştu.   Gece araba kullananların polarize edilmiş ya da antirefle kaplamalı gece görüş gözlükleri mutlaka kullanmaları gerektiğini kaydeden Dr. Kaya, "Gece araba kullananlar yansıyan, kırılarak yandan göze giren ışıklar nedeniyle şiddetli kamaşma ve bulanık görme hissederler. Bu ışınları ortadan kaldırmak için polarize edilmiş ya da antirefle kaplamalı gece görüş gözlükleri mutlaka kullanılmalıdır. Loş ortamlarda çalışanlarda ise göz bebeği büyüyeceği için bulanık görme ve buna bağlı gözün sürekli uyum ihtiyacı ve rahatsız edici baş ağrıları ortaya çıkacaktır" dedi.   Hangi yaş grubunda olursa olsun herkesin mutlaka aydınlatması çok iyi olan bir ortamda çalışılması gerektiğini ifade eden Dr. Kaya, Doğu Karadeniz'de ilk uygulanan ameliyatlar hakkında bilgi verdi.   Dr.Kaya, "Crosslinking, Fakik İOL ameliyatları, Afak iris clove lensler, TPA kullanılarak makula altı kanama temizlemesi gibi ameliyatlar ilk ol...

Dondurma Bebekler

Dondurma Bebekler |  görsel 1
  Op. Dr. Süleyman Tosun; gebelik elde etme bakımından taze embriyo ile dondurulmuşu arasında hiçbir farkın olmadığını söylüyor. Sperm ve embriyo dondurma işlemi yaptıran ailelerin ikiz bebekleri arasında beş yıl bulunabiliyor Umut Tüp Bebek Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Süleyman Tosun; azospermi (menide sperm azlığı) ve sperm dondurma işlemleri hakkında bilgi verdi:   Yönetmeliğe göre; kanser tanısı konan, radyoterapi veya kemoterapi tedavisi görecek erkekler ile meni örneğinde çok az sperm olan erkeklerde, spermler dondurulup saklanabilir. Sperm hücrelerinin dondurulmasında yavaş dondurma/ hızlı çözme yöntemleri tercih edilir.    UZUN SÜRE SAKLANABİLİR   Laboratuvar şartlarında sperm hücresi dondurma-çözme işlemleri; hem daha basittir, hem de çözme sonrası canlılık oranlarında ciddi bir kayıp gözlenmez. Dondurulmak üzere laboratuvara ulaşan sperm; yoğunluğuna göre birden fazla tüp içerisinde saklanabilir. Sağlık Bakanlığı; saklanma süresini beş yıl olarak belirlemiştir.   Tedavi amaçlı dondurulan sperm örneklerinde; kişi her yıl sperm örneğinin saklandığı merkeze bir dilekçe verirse, örnekler istenildiği kadar saklanabilir. -150 derecenin altında saklanan spermlerde; hücre bütünlüğü korunmaktadır. Dondurulan spermler; bulundukları çok düşük sıcaklıktaki ortam değiştirilmezse, teorik olarak çok uzun süreler saklanabilir.    YARARLI BİR YÖNTEM   Embriyo dondurma ve dondurulmuş embriyo transferi uygulamaları; doğru şekilde uygulandığında, hastanın gerek maddi, gerekse fizyolojik olarak son derece fayda görebileceği bir yaklaşımdır. Fakat ne yazık ki tüp bebek tedavisi gören her çiftte kal...

Kilonuzun nedeni bu olabilir!

Kilonuzun nedeni bu olabilir! |  görsel 1
  Kilonuzun nedeni bu olabilir!   Uzmanlara göre, uzun zamandır diyet yapan ve yürüyüşlerini aksatmayan bir kişinin kilo vermekte güçlük çekmesindeki sebep; insülin direnci olabiliyor.   Beslenme ve Diyet Uzmanı Başak Kefeli, diyet ve spor yapmasına rağmen kilo veremeyen kişilerin mutlaka insülin direncini kontrol ettirmesi gerektiğini söyledi. İnsülin direncinin şeker hastalığının başlangıcı olduğuna işaret eden Kefeli, "Şeker hastalığında insülin salgılamayan pankreas bezimiz insülin direncinde gereğinden fazla insülin salgılamaya başlamıştır. Gereğinden fazla insülinin kanımızda bulunması ise dokularda insüline karşı duyarsızlık oluşturuyor. Bu duruma da insülin direnci deniliyor. Yani bu süreçte vücudumuz tüketilen besinleri yağ olarak depolamak için can atıyor." dedi.   Beslenme ve Diyet Uzmanı Başak Kefeli özellikle; ailesinde şeker hastalığı olan, karın bölgesinde yağlanması fazla olan, uzun süre hareketsiz oturan, uzun süre aç kalan, çok sık (2 saatten de sık) atıştıran, çok sık şeker ve şekerli ürün tüketenler ile aniden hızlı kilo alanların risk altında olduğuna dikkat çekti. 'Su içsem dahi kilo alıyorum' diyenlerin kan değerlerine baktırarak HOMA değerinin 2,7'yi aşıp aşmadığını kontrol etmelerini tavsiye eden Başak Kefeli, insülin direncinin şiddetine göre her gün yarım saat yapılacak tempolu yürüyüşün de tedavide önemli bir yere sahip olduğunu belirtti.   Başak Kefeli, dikkat edilecek hususları şöyle sıraladı: "Tam buğday ekmeği veya çavdar ekmeği tüketilmeli. Pirinç yerine bulgur kullanılmalı. Meyve suyu yerine meyvenin kendisi tercih edilmeli. Meyveler kabukları ile yenilmeli. Her gün mutlaka 1 tabak sebz...

İşte gizli şekeri anlamanın yolu!

İşte gizli şekeri anlamanın yolu! |  görsel 1
  İşte gizli şekeri anlamanın yolu!     İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ersin Durmuş, gizli şeker hastalığının ağız kuruluğu, bol su içme, sık idrara çıkma, kilo kaybı ve belirgin halsizlik şeklinde kendini gösterdiğini söyledi. Durmuş, gizli şeker belirtileri bulunan kişileri, glikoz yükleme testi yaptırmaları konusunda uyardı. Açlık kan şekerinin 105 mg/dl'nin üzerinde çıkmasının gizli şeker belirtisi olduğunu kaydeden Dr. Ersin Durmuş, test sonucunda elde edilen verilere göre doktorun vereceği tedavi ve diyetle hastalığın önlenebileceğini ifade etti.   Açlık kan şekeri ölçümüyle anlaşılamayan, ancak yükleme testiyle belirlenen diyabeti, gizli(latent) diyabet olarak tanımlayan Durmuş, "Eğer sık idrar yolu enfeksiyonu geçiriyor ve tedaviye rağmen şikayetler düzelmiyorsa, vücudunuzda sık sık yaralar ve mantar enfeksiyonu oluşuyorsa, yaraların iyileşmesinde gecikme, yemek sonrası halsizlik, açken terleme, baş ağrısı, çarpıntı, hafıza, konsantrasyon kaybı yaşanıyor ve bu sırada aşırı tatlı yeme isteği duyuluyorsa gizli diyabet olabilirsiniz." dedi.   Gizli diyabetin yetmiş beş gramlık glikoz yükleme testiyle anlaşılabileceğini vurgulayan Dr. Ersin Durmuş, şunları söyledi. "Açlık kan şekeri ölçümüyle diyabet değerleri normal ya da düşük çıkabilir. Ancak gizli şeker belirtileri gösteren kişilerin mutlaka yükleme testi yaptırmaları gerekir. Gizli diyabet olup olmadığı bu şekilde belirlenir. Test neticesinde kan şekeri 200 miligramın üzerindeyse diyabet vardır. Eğer kan şekeri değerleri 140 miligramın üzerindeyse bozulmuş şeker kontrolü vardır ve bu kişiler ileride diyabet olabilirler."    Kilo fazlalığı olan kişiler ile 45 yaşın üzerindekilerin test yaptırmala...

Hastalığınızın farkında mısınız?

Hastalığınızın farkında mısınız? |  görsel 1
  Hastalığınızın farkında mısınız?   Diyabete karşı koruyucu önlemlerin alınması, hastalığın seyri ve tedavisi konusuna dikkat çeken uzmanlar 14 Kasım Dünya Diyabet Günü dolayısıyla uyarılarda bulundu. Körlükten felce kadar bir çok hastalığa davetiye çıkaran diyabetin sinsice ilerlediği ve Türkiye'deki hastaların yaklaşık beşte birinin bu hastalığı taşıdıklarının bile farkında olmadığı belirtildi.   Şeker hastalığı olarak da bilinen rahatsızlığın metabolizma için büyük bir tehdit olduğuna işaret eden uzmanlar kontrol altına alınmayan diyabetin hemen hemen vücuttaki bütün organları tehdit eden niteliği olduğunu ifade etti. Endokrinoloji, Diyabet ve Metabolizma Hastalıkları Bölüm Başkan Yardımcısı Dr. Tahir Haytoğlu, hastalıkla ilgili bilinmeyenleri açıkladı.   Türkiye'de yaklaşık 7 milyon şeker hastası bulunduğu ve bunlardan bir buçuk milyonunun bu hastalığı taşıdığını bilmediklerini söyleyen Haytaoğlu, tuvalete sık çıkma ağız kuruluğu hızlı kilo kaybetme, halsizlik ve çabuk yorulma gibi belirtiler veren hastalığa karşı erken yaşlarda önlem alınması tavsiyesinde bulundu. 25 yaşından itibaren düzenli diyabet kontrolü yapılmasını öneren Haytaoğlu, riskli grupta bulunanların özelliklerini de şu şekilde belirtti:   45 yaşının üstünde olmak, fazla kilolu olmak, diyabeti olan yakın bir aile ferdinin olması (anne, baba veya kardeşler gibi), daha önceki hamilelik esnasında diyabet gelişmiş olması.   Diyabetin 3 türü bulunduğunu belirten Haytaoğlu, birinci tipte bulunanların her gün insülin almak zorunda olduğunu diğer türde ise hastaların yiyecekler ve düzenli aktivitelerle hastalığı kontrol altına alabildiklerini belirtti. Diğer türün ise gebelik sırasında oluştuğunu belirten Ha...

Fazla oturmak hasta ediyor!

Fazla oturmak hasta ediyor! |  görsel 1
  Fazla oturmak hasta ediyor!   Yarım saat egzersiz yapan bir kişi sağlıklı olduğuna inanıyor ama...     İngiltere'de yapılan bir çalışma, fazla oturmanın diyabet, kalp hastalıkları ve ölüm riskini artırdığını ortaya koydu.   Leicester ve Loughborough üniversitelerinin Diabetologia dergisinde yayımlanan araştırmasında, yaklaşık 800 bin kişinin katıldığı 18 araştırma incelendi.   Yapılan araştırmalara göre, uzun süre hareketsiz kalan kişiler, iş çıkışı spor salonuna ya da havuza giderek egzersiz yapsalar dahi hareketsiz kaldıkları sürenin olumsuz etkisini tam olarak ortadan kaldıramıyor. Yani, gün içinde 30 dakika egzersiz yapan bir kişi, sağlıklı bir hayatı olduğuna kendini inandırıyor, ancak geriye kalan 23,5 saatte ne yaptığını düşünmüyor.   Uzun süre oturanların, oturmayanlara göre diyabet ve kalp rahatsızlığı geçirme riskinin daha fazla olduğunu vurgulayan bilim insanları, televizyon izlemek ya da bilgisayar kullanmak gibi insanı hareketsizliğe iten alışkanlıkların modern toplumlarda oldukça yaygın hale gelmeye başladığına da işaret ediyor.    Araştırmacılar, hareketsizliğin önüne geçebilmek için, bazı iş toplantılarının ayakta düzenlenmesi, öğle yemeği için ayrılan sürede yürüyüş yapılması ya da akşamları televizyon izleme süresinin azaltılması gibi önerilerde bulunuyorlar.      AA Anahtar Kelimeler diyabet, Leicester, Loughborough, egzersiz, kalp hastalıkları...

Diyabetli hamilelerde risk büyük!

Diyabetli hamilelerde risk büyük! |  görsel 1
  Diyabetli hamilelerde risk büyük!     Hamilelik öncesinde var olan veya hamilelik sürecinde ortaya çıkan diyabet, anne adaylarının gözünü korkutuyor. Ancak gerekli önlemler alındığında anne ve bebeğin sağlığını korumak mümkün. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Senai Aksoy, gebe kalmadan üç ay önce kan şekerinin normale yaklaştırılmasını sağlamak gerektiğini ifade diyor.    Diyabetin, hamilelikte dikkatle takip edilmesi gereken bir hastalık olduğuna dikkat çeken Aksoy, kan şekerinin yükselmesi sonucunda ölü doğum ve düşük riskinin arttığını, anne ve bebeğin hayatının riske girdiğini kaydetti.    Diyabetin vücudun pankreas adlı salgı bezinin yeterli miktarda insülin hormonu üretmemesi ya da ürettiği insülin hormonunun etkili bir şekilde kullanılamaması durumunda gelişen ve ömür boyu süren bir hastalık olduğunu aktaran Op. Dr. Senai Aksoy, kişinin, yediği besinlerden kana geçen şekeri, yani glikozu kullanamadığını söyledi. Sık sık idrara çıkma, ağız kuruluğu, sinirlilik hali, enerji boşalması, halsizlik, bitkinlik, yorgunluk ve doymama hissini diyabetin belirtileri olarak sıralayan Dr. Aksoy, bu belirtiler olan hamile adaylarının kan şekerine baktırmasını tavsiye etti.   Dr. Aksoy, diyabet hastalığı olan kadınların hamileliklerinde dikkat etmeleri gerektiğini konusunda şunları ifade etti: "İlerlemiş yaş, aşırı kilo, ailede diyabet hikayesi olması veya daha önceki gebelikte şeker hastalığı risk faktörleridir. Buna karşın hiçbir risk faktörü olmayanlarda da gebelik diyabeti görülebilir. Diyabetli gebe, hamilelik süresince evde kan şekeri takibi yapmalı, diyetine uymalı ve gerektiğinde doktor kontrolünde insülin tedavisini uygulamalıdır.    Kon...

Diyabet görme duyusunu etkiliyor

Diyabet görme duyusunu etkiliyor |  görsel 1
  Diyabet görme duyusunu etkiliyor   Göz sağlığının çeşitli sebeplere bağlı olarak bozulabileceğini söyleyen Dr. Pınar Kutucu, körlüğün doğuştan ya da çocukluk çağında meydana gelebileceği gibi diyabet, yüksek tansiyon, gözde meydana gelen iltihabi hastalıklar, göz tansiyonu, katarakt, göz tümörleri sebebiyle de oluşabileceğini belirtti.   Doğuştan körlüklerin en önemli sebeplerinden birisinin temel göz dokularının oluşmaması veya eksik oluşundan kaynaklandığını dile getiren Kutucu, “Bunun yanı sıra görme sinirinin veya retina adını verdiğimiz görme tabakasının gelişme bozuklukları ve hastalıkları söz konusu olabilir. Bu gibi bozukluklar az görme veya hiç görmemeye neden olabilir. Bu gibi bozukluklara yol açan nedenler, kalıtım, akraba evlilikleri, annenin hamileliğinde geçirmiş olduğu bir takım hastalıklar ya da bazı bilinmeyen nedenlerden kaynaklanabilir. Doğuştan meydana gelen körlüklerin tedavisi mümkün değildir” dedi.   Şeker hastalığının gözde çeşitli bozukluklara yol açabildiğini ifade eden Dr. Pınar Kutucu, şöyle konuştu: “Göz enfeksiyonlarının sıklığı, göz adale felçleri, katarak gelişmesi diyabete bağlı göz komplikasyonları arasında sayılabilir. En önemli komplikasyon ise diyabet sürecinin uzaması ve düzensiz kan şekeri seviyeleri ile orantılı olarak göz dibinde retina adını verdiğimiz görme tabakasında kanama, ödem ve yeni damarlanmalar ile seyreder. Bu hastalıkta görme merkezinin kanama ve ödemle etkilenmesi ile hastanın görmesi giderek azalır.Yeni damarların çatlaması ise büyük göz içi kanamalarına ve gözün kaybına sebep olabilir.”   Göz sağlığına dikkat edilmesi i&ccedi...

Bu araştırma diyet yaptırır!

Bu araştırma diyet yaptırır! |  görsel 1
  Metabolik Sendrom Derneği'nce Türkiye kolu yürütülen uluslararası PURE Projesi'nin sonuçlarına göre, bel çevresi kalınlaşmasının bir sonucu olarak gelişen, tansiyon ve şeker yüksekliği ile birlikte seyreden metabolik sendrom sorunu olanların oranı son üç yılda yüzde 6,3'lük artışla yüzde 49,9'e çıktı.    Metabolik Sendrom Derneği'nce Türkiye kolu yürütülen uluslararası Prospective Urban and Rural Epidemiological Study (PURE) Projesi, toplumsal ve çevresel etkilerin; kalp damar hastalıklarına yol açan risk faktörleri ve bulaşıcı olmayan hastalıkların toplumda görülme sıklığına etkisini araştırıyor.    Türkiye'den 4 bin kişinin katıldığı araştırma, 12 yıl boyunca, Aydın, Antalya, Gaziantep, İstanbul, Kocaeli, Malatya, Nevşehir ve Samsun olmak üzere 8 ilde, 35–70 yaş aralığındaki kişilerin sağlık durumlarını inceliyor.   Dünya çapında 12 yıl sürecek projenin 2009–2012 yılları arasındaki karşılaştırmalı Türkiye verileri, PURE Türkiye Ulusal Koordinatörü, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Metabolik Sendrom Derneği Başkanı Prof. Dr. Aytekin Oğuz ve dernek yönetim kurulu üyelerinin katıldığı basın toplantısında açıklandı.   Prof Dr. Oğuz'un verdiği bilgiye göre, obezite, kadınlarda erkeklere oranla iki kat fazla görülüyor. Obezite Türk toplumunda giderek daha ciddi bir sorun haline geliyor. Hazır gıda tüketiminin giderek arttığı kentlerde son üç yılda hızla yükselen obezite oranı yüzde 54,4'e ulaştı.    38-73 yaş aralığında beden kütle indeksi 30 ve üzerinde olanlarla, yüksek kilolu olarak tanımlanan...

Bir slogan daha!

Bir slogan daha! |  görsel 1
  Sağlık Bakanlığı, diyabet hastalığının erken tanı ve tedavisinin sağlanması ve ilgili risk faktörleri konusunda halkın bilinçlendirilmesi amacıyla ''Türkiye Diyabet Önleme ve Kontrol Programı''nı uygulamaya koydu.   Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Diyabet Federasyonu'nun işbirliğiyle düzenlenen 14 Kasım Dünya Diyabet Günü'nün bu yılki sloganının ''Diyabetten Geleceğinizi Koruyun'' olarak belirlendiği bildirildi.    Hızlı sosyal ve kültürel değişimler, nüfusun yaşlanması, kentleşme oranındaki artış, fiziksel aktivitelerde azalma, sağlıksız yaşam tarzı ve davranış biçimleri gibi nedenlerden ortaya çıkan diyabetli hasta sayısının her geçen gün arttığı belirtilen açıklamada, ''Ülkemizde yaklaşık 7 milyon kişinin diyabet ve komplikasyonlarından etkilendiği bilinmektedir. Diyabet tanısını erken koymak ve tedavisine erken başlamak, daha sonra gelişecek sağlık problemlerini önleyebilir. Bu sebeple tuvalete sık çıkma, ağız kuruluğu, aşırı su içme, kilo kaybetme, halsizlik ve çabuk yorulma şikayetleriniz varsa diyabet hastalığı için aile hekiminize başvurmanızda fayda vardır'' denildi.   Diyabetin kontrol altına alınmadığı takdirde körlüğe, kalp ve damar hastalıklarına, felce, böbrek yetmezliğine ve sinir sisteminde tahribata yol açtığı vurgulanan açıklamada, gebelik sürecinde kontrol altına alınamayan diyabetin ise doğumsal bozuklukların görülme riskini artırdığı kaydedildi:   Açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:   ''Diyabet hastalığının erken tanı ve tedavisinin sağlanması, ilgili risk faktörleri konusunda halkın bilinçlendirilmesi, diyabete bağlı diğer sağlık sorunlar...

Akranları ilaç gibi geliyor!

Akranları ilaç gibi geliyor! |  görsel 1
    Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü tarafından yapılan çalışmada, şeker hastası çocuklar arasındaki akran etkileşiminin tedaviye ve yaşam kalitesine çok önemli katkılar sağladığı belirlendi.Hemşirelik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Meral Bayat, yaptığı açıklamada, doktora öğrencisi Sebahat Altundağ Dündar tarafından yapılan çalışmada, tip 1 diyabeti bulunan adölesanlara (ergen) eğitim verdiklerini ve grup etkileşimi sağlayarak sonuçlarını değerlendirdiklerini söyledi.    Araştırmaya 12-14 yaş grubundaki 38 adölesanın katıldığını, bunlardan 20'sinin kontrol grubunda, 18'inin de çalışma grubunda yer aldığını ifade eden Bayat, ''Çalışma kapsamında bu hastalıkla nasıl başa çıkılır, diyet tedavisinde neler vardır, insülin nasıldır, egzersiz nasıldır, bunları öğrettik. 18 adölesan arasında da bir akran grubu oluşturduk, birbirleriyle görüşmelerini sağladık, ara sıra toplantılar yaptık'' dedi.    Toplantının birinde diyabetle ilgili bir tiyatro gösterisini hep birlikte izlediklerini, birlikte sinemaya, yemeğe gittiklerini anlatan Bayat, ''Yemek önemliydi. Çünkü, diyabeti olan çocuğun sosyal bir aktiviteye katıldığında diyetini nasıl düzenleyeceği önemli. Bu konuda da bir diyetisyenden destek alarak, dışarda diyetlerine uygun yemek seçimini nasıl yapacaklarını denediler. Doğum günü partisi yaptık'' diye konuştu.    Diyabet hastalarında en büyük sıkıntının diyet yapmak zorunda oldukları için sosyal aktivitelere katılma noktasında çıktığını dile getiren Bayat, sosyal aktivitelere katılmalarında çok büyük engeller olduğunu, en başta ailelerinin bunu...

Aileler hastalığı saklamaya çalışıyor!

Aileler hastalığı saklamaya çalışıyor! |  görsel 1
  Birçok ailenin küçük yaşlarda görünen şeker hastalığı nedeniyle çocuklarında oluşan bu rahatsızlığı sakladığı ortaya çıktı. Uzmanlar, ailelerin gizledikleri bu hastalık yüzünden çocuklarına bilmeyerek zarar verdiklerine işaret etti.    Anne ve babaların mutlaka çocuklarının şeker hastası olduğunu okula gidiyorsa, öğretmenleri ve yakın arkadaşlarıyla paylaşmalarını istedi. Bu paylaşımın, çocukta oluşabilecek ani rahatsızlık sırasında önemli katkısı olacağı ifade edildi. Çocukta şekere bağlı olarak oluşan bir rahatsızlık anında, organlara verebilecek tahribatın en aza indirilmesinde önemli katkı sağlayacağı anlatıldı.   Uzmanlar, öğretmenlerin bu tür rahatsızlığı bulunan çocukları yakından takip etmeleri ve okuldaki durumlarını da aile ile paylaşması gerektiğini kaydediyor.   Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Kendirci, okul idaresi ve öğretmenlerin çocukların rahatsızlıkları ile ilgili konuları bilmesi gerektiğini belirtti.    Prof. Dr. Mustafa Kendirci, bu konuda anne ve babalara görev düştüğünü ifade ederek, "Maalesef aileler çocuklarının şeker hastası olduğunu saklıyor. Oysa bu rahatsızlığını acil durumda ona yardımcı olma adına en yakın arkadaşı ve öğretmeninin bilmesi gerekir." dedi.    Prof. Dr. Kendirci, son yıllarda şeker hastası sayısının arttığını ifade ederek, eskiden ileri yaşlarda görülen rahatsızlığın şimdilerde bebeklerde bile teşhis edildiğini aktardı.    Halk arasında şeker hastalığı olarak adlandırılan diyabetin birçok sebebi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Kendirci, şöyle konuştu:   "Diyabetli çocuklarda ve ailelerde zaman zaman has...

Zayıflama ilaçlarına ne oluyor?

Zayıflama ilaçlarına ne oluyor? |  görsel 1
  Türk Eczacıları Birliği, zayıflama ilaçlarının ölüm kapsülleri haline geldiğini, bitkisel olduğu gerekçesiyle hala masummuş gibi gösterildiğini belirterek önlem alınmasını istedi.   Türk Eczacıları Birliği Merkez Heyeti, 'Tamamen bitkisel' sloganıyla yola çıkan ve merdiven altı üretimi yapılan zayıflama ilaçlarının, eczane dışındaki pek çok yerden kolaylıkla temin edilebildiği, çoğu zaman kaçak yollarla ülkeye sokulduğunu bildirdi.    Açıklamada, içeriğinde ne olduğu bile bilinmeyen bir biçimde üretilerek tüketiciye sunulduğuna dikkat çekilerek şöyle denildi:   "Bu tür ürünlerin bitkisel olduğu gerekçesiyle zararsız olması gibi bir durum kesinlikle söz konusu değildir. Çünkü bitkisel ürün bile olsa, bu tür ürünler eczacı denetiminde, doğru dozlarda ve doğru kullanım şekilleriyle tüketilmelidir. Her ilaçta olduğu gibi, bitkisel ürünlerde ve hatta bitkilerde de yanlış kullanım, başka hastalıkları ve beraberinde ölümü bile getirebilmektedir. Son günlerde zayıflama ürünlerinden kaynaklı ölüm haberlerinin ard arda gelmesi bunu doğrulamaktadır.   İşte bu nedenle, bu ürünlerin eczacı kontrolünde eczanelerden temin edilmesi ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından değil Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılması ve denetlenmesi gerekmektedir. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından sağlıklı bir denetim mekanizması işletilmediği için piyasada sahtelerinin de çok sık satılıyor olması, hepimizi endişelendirmektedir. İnsan sağlığıyla oynamaktan çekinmeyen bu sağlık simsarları da, ellerinde adeta ölüm saçan bu kapsüllerle rahatlıkla gezmekte ve vatandaşı ...

?